Eskiden Buralar Hep Aşklıktı

Eskiden buralar hep aşklıktı,

Sevginin tanımı iki içten göz, derin bakışlardaydı,

Derinlikler, herkesin bildiği ama kimsenin uymadığı yasaklardaydı,

Tüm kıyıdan yankılanan bir engin dolunay yakamozundaydı.

Bu gördüğün upuzun sahil,

Eskiden aşıklar burada sabahlardı,

Denizin ardının sönmeyen ışıkları manzarasında,

Herkes zihninde ödüllü romanları yaşatırdı.

Eskiden kalpler mecazen değil, gerçekten camdandı.

Tanrıya en ama en yakın doğaydı.

Aşıkların anasıydı, vefalıydı, kendini sevgiye adamıştı.

Gören olmadı, fark eden, minnet eden, teşekkür eden, çıkmadı.

Devrimin ilk yılları gelen ithal vapurların bacaları,

İki aşığın sohbetinden daha güçsüz ve zayıftı.

Şapkalı insanlar mülakat sıralarda beklerken,

Hatırlarında olan eskiden sevgilileriyle çatıda içtikleri sigaraydı.

Sabah dişleri iki kere fırçalamanın bir tohumu,

Bir mektup beklerken sayısız vesvesenin manası vardı.

Parşömen tozları arasında boğulmanın verdiği boğaz acısını,

Ancak sevdiğinin yazdıklarını defalarca okuyanlar kavrardı.

Suyun mesela, yiğit bir aşkı vardı.

Kayığa bindiğinde seni bir sağa bir sola çarpardı.

İndiğinde üstünde kuru bir yer kalmazdı.

Seni öfkelendirir ve güler, sevdi mi sana tapardı.

Âşık olduğunda, dolunay kendi ışığıyla parlardı.

Öz bir sevdaya çakma bir ışık ya, yakışmazdı.

Bulutların arkasında kaybolsa da bazen, ışık onun ışığıydı.

Gecenin ayaz yüreklilerine küllerinden bir mum yaratır, yakardı.

Radyoda beklenilen şarkıların hepsinin bir geçmişi vardı.

Hepsi farklı türden bir umudu hatırlatırdı,

İşte zincirlere bağlı bir nesil beklemenin erdemini böyle anlamıştı.

Her sokağın özel bir öyküsü olduğunu bilen yazarlar bu nesilden çıkmıştı.

Bu dünyanın tarihinden öyle bir nesil yetişti ki,

Anne babalarının birbirlerinin ilk aşkı olduklarını sanırdı.

Bu nesil kendine bir söz vermişti,

Aşklarını anne babalarının tanıştığı yerde bulacaklardı.

Sevemedikleri anlarda kendilerine öfkelenecek, tekrar sevmeye çalışacaklardı.

Gün doğumunda sahilde parlayan taşların beyazı bu nesil için vardı.

Ateşböcekleri bu neslin yaşadığı yaylalarda kamp kurarlardı.

Denizin üzerinde sudan insanlar onlar için belirirlerdi işte.

Martılar onlar için gökyüzünden karaya iner, sohbet ederlerdi.

Bir zamanlar yani, dünyan dönerken bir ümidi vardı.

Kalp kırıklıkları, hızlı saplantıları, beyaz yalanları ile üzerindekileri seven bir dünya vardı.